Satranç-Stefan Zweig Kitap Alıntıları
sayfa 6: “Varlığını o güne kadar harita üzerinde hemen hiç kimsenin algılamamış olduğu bu küçük kent, belki de şimdi tarihinde ilk kez dünyaya ünlü bir adamı göndermiş olmanın onurunu kazanabilirdi.”
sayfa 9: “Böylesine boş bir kafanın bunca çabuk gelen bir ünden sarhoş olmaması düşünülebilir miydi?”
sayfa 10: “Hem ayrıca, bu dünyada bir zamanlar bir Rembrandt’ın, bir Beethoven’in, bir Dante’nin, bir Napoléon’un yaşadığı hakkında en ufak bilgisi bulunmayan birinin kendini büyük bir insan sayması son derece kolay değil miydi?”
sayfa 11: “Kültürlü bir insanın varlığını hissettiği yerde de salyangoz kabuğunun içine çekiliyor; bu yüzden kimse, herhangi bir zaman ondan aptalca bir söz duymuş veya bilgisizliğinin sınırsız olduğu söylenen derinliğini ölçebilmiş olmakla övünemez.”
sayfa 12: “Fakat insan daha satrancı bir oyun olarak adlandırmakla, kendini hakaret etmek anlamını taşıyan bir küçümsemenin vebali altına sokmuş olmuyor muydu?
sayfa 12: “Aslında satranç da bir bilimdi, bir sanattı.”
sayfa 14: “Bir satranç şampiyonunun dikkatini üzerine çekmek için insanın kendisinin satranç oynamasından daha etkili bir yol düşünülebilir miydi?”
sayfa 15: “Satranç için tıpkı aşkta olduğu gibi, bir partnerin varlığı şarttır…”
sayfa 18: “Siyah ve beyaz taşları hareket ettirmenin bunca kazançlı bir iş olabileceğini aslında düşünemezdim bile.”
sayfa 37: “Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.”
sayfa 38: “Hiçbir insan yüzü görmüyor, bir insan sesi duymuyordum; gözler, kulaklar, bütün duyular sabahtan geceye ve geceden sabaha kadar hiçbir şeyle beslenmiyordu.”
sayfa 38: “Her yerde ve sürekli olarak insanın çevresinde hiçlik, zamandan ve mekândan mutlak anlamda yoksun bir boşluk vardı.”
sayfa 41: “Düşüncelerimi yutacak, yutacaktım, ta ki boğulana ve sonunda onları kusmaktan başka çare bulamayana kadar.”
sayfa 45: “Açlık çeken gözlerim sonunda çok farklı şeyler görebilecekti ve gözlerim açgözlülükle her ayrıntıya pençelerini geçiriyorlardı.”
sayfa 47: “Sonunda yalnızdım ve artık asla yalnız olmayacaktım!”
sayfa 49: “Fakat şu yeryüzünde benim gibi, yani hiçliğin kölesi olan biri kadar kullanılmamış ve yararsız zamana sahip bulunan biri var mıydı?”
sayfa 52: “Her hamlesini çoktandır ezbere bildiğim oyunları bir daha, bir daha oynamanın bir anlamı var mıydı?”
sayfa 53: “Satrançta insanın kendi kendisine karşı oynamak istemesi, kendi gölgesinin üzerinden atlamak istemesi gibi anlamsız bir zıtlık durumudur.”
sayfa 59: “Gözkapaklarımın üstünde aylardır yabancısı olduğum, yoğun ve hoş bir yorgunluk vardı.”
sayfa 69: “Çok hızlı çalışan aklıyla, hasmının bütün olasılıklarını kafasında önceden hesaplıyor olmalıydı.”
sayfa 77: “Bir acemiye göre bu bey, aslında alışılmadık ölçüde yetenekli.”
#zeynepzorlu.com
#kitapalıntıları